Ne zaman geleceğimi biliyor muydu acaba? En son vapura bindiğimizde konuşmuştuk. Vapurdan inince Kabataş’tan fünikülere bindim.
Hemen ardından, içimi, kek kokusu gibi tatlı bi heyecan sararken yakaladım. Elim telefona gitti nedensiz. Belki de insanların yüzüne bakmaya çekindiğim için. Düşünmedim bile neden. Sonuçta birbirlerinin yüzüne bakmaya çekinilen bir dönemdeyiz. Anasayfada sağa sola anlamsız şekilde kaydırdıktan sonra (düşünme-sıkılma evresi) WhatsApp’a girmeyi akıllıca bulup tıkladım üstüne. “Napıyosunn” yazmak geldi içimden. Yazdım da. “Çalışıyorum sen naptın” mesajı beklenmedik bir hızda geldi sonrasında. Daha da heyecanlandım. Sanki Kabataş-Taksim arası zamanın akışı, teneffüs arasındaymış gibi dondu benim için. “Hiiiç, fünükilerdeyim” yazdı parmaklarım, yanlış yazdığını bilmeden. Bu havasız kapsülde terliyordum. Romantik anları sikip atan, alakasız durumların alakasız düşünceleri beynimi sardı ansızın.
Kimdi bunca yüz, yabancıydı hepsi bana. Taksime çıkmak için birleşmiş, farklı dilleri konuşan, yıllar sonra bilinçdışımda yer etmiş bir avuç sîmâydı hepsi.
Gözlerimi telefon ekranına çevirdiğimde kayboldu bu düşünceler, içimde hızlanan bir kalp atışıyla. Kendisi görünmese de varmıştık, her sokağında ayrı hikayesi olan Taksim’e. Normalde heyecanlanmam bu kadar buralara. (Hepiniz bilirsiniz neden heyecanlanmam. Bilmeyenler için, Taksim’in eski halinden eser bile yoktur da ondan). Bindiğim toplu taşıma aracıydı aslında sebep. Hiç olmadığı kadar güzel ve benimdi burası.
Durduk sonra. Kapılar açıldı önümde, hayat kadar güzel. Beynim ileri diyor ayaklarım geri gidiyordu kapıda. Toplum içinde yargılanırım korkusuyla çıkabildim kapıdan. Çıkışsa hedefiydi herkesin, benim dışında. Çekidüzen verdim saçlarıma. Aynı zamanda sosyal anksiyetem ortama girip yürüttü beni çamur zıpzıpı gibi. Aldırmadım. Görmek istediğim yere, füniküler kontrol odasına, baktım. Şarap yudumu kadar gerçekti o benim için. Orda, dünyanın en sıkıcı işini yapıyor olsa da ikimiz bir hayattık bu sonsuz dünyada. O bir füniküler operatörüydü, bu dünyanın gölgesi. Gizlice süzdüğüm anlarda göz göze geldik biz onunla. Saniye içinde sevişti gözlerimiz belki de.
Evet biliyorum, bu hikaye daha uzun olabilir ve iyi açıklanabilir duygular ama ben bir o kadar sarhoş, iki o kadar açım. Ama her hikaye de kendine özel. Bazen yazar kısa yazıyor bazen de geçmiş, bir füniküler an kadar işte.
Bizse, bakıştık ve yıllandık zamanla.